Artık zorunda kalmadıkça dışarıya çıkmıyordu. Aslında bu, evde vakit geçirmeyi çok sevdiğinden değildi. Dışarı çıktığında, gerçekten "dışarıda" hissetmiyordu. Açık havaya çıkmanın verdiği ferahlık çok kısa sürüyordu. Blok blok apartmanlar arasındaki caddelerde, sokaklarda yürürken, bir labirentin koridorlarında yürür gibi hissediyordu. Zaten az sayıda ve küçücük olan parklar da hafifletmiyordu bu duyguyu. Parklar zaten daracıktı, cadde kenarındaydı, trafiğin gürültüsü, kirli havası içindeydi. Bu şehirde büyük parklar planlanmamıştı, içinde kaybolup, şehrin trafiğinden, gürültüsünden, kirliliğinden biraz olsun uzaklaşmaya imkan verebilecek park yoktu. Tek tük ağaçlar da vakur duruşlarının altında acı çeker gibiydiler, etraflarındaki çember daralıyormuş gibi. Çıkmaz bir labirentti şehir, ucunda ışık vaat etmeyen karanlık bir tünel.
Kahramanlıklar, fedakarlıklar kitaplara hapsolmuş.
Yorumlar
Yorum Gönder